Vefa't


Nerde başladığı belli olmayan
Bir zaman gibiydi aramızdaki
Ne gecesi vardı ne de gündüzü
Bir şifa gibiydi yaramızdaki

Aynı gam aynı ses aynı meydendik
Kalem mi kağıt mı bilmem neydendik
Dara düşsek bile yine "bey" dendik
Alın terimizdi şıramızdaki

Göze göz demedik göz göze dedik
Bir ömür yetecek vefa diledik
Vefa vefat etmiş biz bilemedik
O yüzden acıyor şuramızdaki...


Hayta Hayat


"Yoruldum" demekten yorgun, "bıktım" demekten bıktığımız anlar vardır ya hani, Böyle anlardan birindeydi kadın... İstemeyerek çıktığı akşam yemeğine "belki iyi gelebilir" düşüncesiyle çıkmıştı. Eski arkadaşlarını görmek iyi gelecekti muhakkak. Öyle de olmuştu...

Şarkılı, türkülü salaş bir meyhane ama çok sıcak, çok nezih bir mekandı. Eskilerden kalma bir pikapta, eski şarkılar çalıyordu. "Ne şahane" diye geçirdi içinden. Kendi hayalini hatırladı. Bir gün, çok parası olduğunda mutlaka açacaktı o 'şair-hane'yi... 

Arkadaşının sesiyle gerçeğe döndü "hadi, siparişini ver garson ağaç oldu başında" demesiyle, garsonu fark etti. "Rakı balık işte" dedi. Arkadaşı çok eski ama eskimeyen dostlarındandı, eşi de öyle. Hoş sohbet, rakı ve şarkılarla daha da hoş olmaya başlamışlardı. Arkadaşının eşine gelen bir telefon üzerine, "sakıncası yoksa davet edebilir miyim?" sorusu ve onaylanan durum üzerine, birisi iştirak etmişti masalarına...

"Hoş geldiniz" kadehi kalktı ve kadın telefonuna "şerefine" yazan bir mesaj çekti. Bu durum, sonradan katılan adamın gözünden kaçmamıştı. Gözü, kadının üzerinden ayrılmamıştı ki. Kadın, bunun farkında olduğu için bu mesajı maksatlı çekmişti zaten. "Sevgiliniz mi?" diye sordu adam, ne demesi gerektiğini bilemedi kadın o an. "Sevgilim" dese bir türlü, demese bir türlü. "Sevgilim değil ama sevgili" çıkıverdi ağzından. O an, o kadar nefret etmeye başlamıştı ki, "sevgili" dediği adama. "Lanet olsun! Şu an karşımda sen olmalıydın, niye sen değilsin" diye düşünerek bir yudum aldı rakısından...

"Çok şanslıymış o sevgili, bunu hiç bir kadın söylemedi bana" dedi adam. "Söyleyene değil, söyletene bak" demişler diye cevap verdi kadın. "Hayatımdan çok kadın geçti, hiç biri aradığım kadın değilmiş. Sizi gördükten sonra daha iyi anladım bunu" dedi. "Siz de, o kadınların aradığı erkek değildiniz belki" diye cevap verdi kadın. Ve arkadaşlarına dönüp, konuyu değiştirecek bir laf attı. Patlamaya hazır yanardağ gibiydi. Nefreti gittikçe artıyor, arttıkça daha da kırılıyordu içi. Midesini bahane edip, lavaboya gitti. Telefonunu bilerek masada bıraktı, olur da döndüğünde "sürpriz bir mesajla karşılaşırım belki" diye...

Yüzüne su serperken, "içime de serpebilseydim keşke" diye geçirdi aynanın karşısında. Lavabodan çıktığında, adamı gördü kapıda. "Sizi beklememin sakıncası yoktu umarım" dedi. "Teşekkür ederim, gerek yoktu zahmet ettiniz" dedi. Masaya dönerlerken, "adam nezaket gösteriyor niye sinirleniyorsun! Bu hareketi o Allah'ın belası yapsa, zevkten ölürsün ama" dedi kendi kendine...

Sigara alırken, adam çakmağını çakmıştı bile. "Bu ne hız!" dedi içinden. Gülümsedi... Kaftanı hatırladı, bazılarında eğreti duran; herkese göre biçilemeyen kaftanı...


Karşısındaki adam da o bazılarından biriydi işte. Çok şaşâlı bir kaftan giymişti ama ne kadar eğreti, ne kadar emanet taşıyordu üzerinde. "O Allah'ın belasına nasıl da cuk oturuyor , sanki O'nun için biçilmiş" diye düşünürken; bilmem kaçıncı belayı okudu yine... Adam bir hikaye anlatmaya başladı ama hiç dinlemiyor. "Miş" gibi yapıyordu. İçinden "Allah belanı versin! ....." diye gülmeye başladı. Gözleri dolmaya başlamıştı, birazdan taşacaktı o yüzden gülüyordu. "Gülmekten yaş geldi gözlerimden" demek için. Hep böyle yapardı ağlayacak olduğunda. Ağladığının görülmesinden hoşlanmazdı...

Arkadaşları ise durumdan gayet hoşnuttu. Neden olmasınlardı ki, sevdikleri insanların tesadüfüne vesile olmuşlar ve çok da iyi anlaşmışlardı. Bu düşünce, sinirlerini daha çok bozmuş ve daha çok ağlamaya başlamıştı gülerek... 

"Sarhoş oldum" dedi kadın. Adam, "ben de ama rakıdan değil" dedi. Bir bela daha okudu, sigarasından derin bir nefes çekerek. N. Fazıl'ın dizelerini anımsadı "ne hasta bekler sabahı" "ikinci kıtası nasıl başlıyordu" diye düşünürken, bir mesaj! "Rakı şişesinde balık olsam..." 

Hayta hayat işte...