Ayna Ayna Söyle Bana


 "Ayna ayna söyle bana, bu gün nasıl görüyorsun beni?" Güne böyle başlarım. Bazen  "başlarım böyle güne" dediğim de oluyor elbette. Saatimiz her zaman eşrefe ve eşrafa kurulu olamıyor hayatta. Hayıflandığımız, hatta şöyle sunturlu tarafından küfür sallayasımız geliyor. Ee hayat bu...





"Aynalar" şarkısını bileniniz var mı bilmem, "Salim Dündar'dan dinleyin" derim. Çok aşklarım oldu... Şarkılarım, aşklardan daha çok ama. Bir yandan kendi hikâyemi yazarken diğer yandan şiirler, öyküler, masallar okurum... Kendime tabii ki...

Damıta damıta seçtiğim cümleler satır aralarındadır. Attığım başlıklar, sadece hilesidir hikâyemin. Parantez içlerine, tırnak aralarına sakladığım 'an'larımı okuyabilecek adamın, hayata benim gibi bakan bir çapkın olması gerekiyor, ki yaptığım hileyi anlayabilsin. Bunu anlayabilen bir adam maalesef çıkmadı bu güne kadar. Bundan sonra?...

Düzeni baz alan bir kadınım, bu yüzden "düzenbaz" derim kendime. Kelimelerle oynamak en çok sevdiğim şeydir. Hayatla da oynarım çoğu zaman ama kimsenin hayatıyla oynamadım. Dönüşü olmayan gidişlerim, haybeden kaybedişlerim oldu. Geri kazanmak için uğraşmadım. Çünkü daha kaybedecek yollarım var ve o yollar; beni bana götürecek olan yollar. Bu yüzden her kaybediş kazanma ânımdır benim için. İçinizdeki sese kulak verin. O ses, size mutlaka pusula yollar...

Aynaları çok severim. Çünkü bana, gerçeği tek söyleyen onlardır... Tasvirim yapılırken "bir elinde cımbız, bir elinde ayna olan kadın" diye yapılır... Oysa; nelere ayna tuttuğumu, kendimi nasıl dikizlediğimi bilmezler. Aynasız olur mu! 


Ayna ayna söyle bana......