Anlarım

Söylemek istediğim ne çok şey var oysa ama ben yazmakla kalıyorum her günü... Günlük tutmuyorum, çocukken yapardım; çoğumuz yapmışızdır... Günü tutmaya çalışıyorum çok uzun zamandır ama kayıp gidiyor akreple yelkovanın bacakları arasından. Bir de bakıyorum, gün; akşam olmuş...

"Günü kurtarmaya çalışmak" deyimi vardır bilirsiniz, nasıl kurtarılır gün? Ne yaparak ya da ne yapmayarak? Şöyle bir düşündüm; kurtardığım bir gün olmamış. Hepsi dün, hepsi yarın... Kendimi, kendimden kurtaramadım belki, kim bilir?

Ya anıyla ya da hayalle karşılaştım... Anlarım! Anılarıma bırakmış kendini, kimisi yüzükoyun kimisi sırtüstü uzanmış gözümde... Kulağım, aşina sesle yankılanıp duruyor... İçim bir umman gibi... Anılar, damla damla düştükçe halkalar oluşuyor, genişliyor ve sonra kıpırtısız bir sakinlik... Ta ki, ikinci bir emre kadar...

Sabahları seviyorum en çok... "Güneş değil, serçeler başlatır sabahı" demiş... Çünkü yaşadığımı en çok düşündüren zaman, sabah... Çayın kokusu, ardından içilecek olan kahvenin keyfini çayı yudumlarken yaşamak... Ya sonra? Sonrası, kurtardığım günün sabahını akşam olmadan kaybetmek... Niçin? Kim için? Kimin için?


Gece, yarısını çoktan geçti, gece yarasına döndü... O aşina ses, o bilindik anı, o ev... Sabah olsun!

Bana açılmayı düşünen, çok iyi yüzme bilmeli; yoksa boğulur...