tUzak


Neden hep tuzağa düşürürüz en yakınımızdakini? Yakın olamamaktan yakınırken, neden tuzaklara düşeriz bile bile! Nedendir bu tuzak sevdamız?

Eften püften kederlenip içimize sindiremediğimiz hayatımızı, kül tablalarına silkelerken gözümüzün yaşına bile bakmayız. Başımızın dik olduğunu göstermek için her söze, her göz göze geldiğimize dikleniriz. Bu yüzden de, biraz sert esen bir rüzgar bizi en kırılmaz sandığımız yerden kırar.

Kaçarız! Sesten, kalabalıktan, şehirden, her şeyden... Başkalarıyla aramızdaki mesafeyi ölçeriz daima. Peki, kendimize ne kadar yakınız acaba? Başbaşa kaldığımız an, kendimizden de kaçmanın planlarını yaparız hemen. Sessiz, kimsesiz bahçeler, çiçekten yüzleri olan insanlar düşleriz. Sevda korkusundan uzak, sevda kokusuna yakın. Bir harf, nasıl oluyor da bu kadar anlamını değiştirebiliyor hayatın? Kim değiştiriyor bunu? Ben/sen/o. Değiştirebiliyorsan, değişebiliyorsun demektir.

Ben çok değiştim. Daha da sessizleştim eskiye nazaran. Kendimi, her yaraladığımda, daha da yüksek çıkıyor şimdi sesim içimde. Duyan yok ki.

Aşığın giysisine bürünmüş birer maşuğuz hepimiz. Bu yüzden de, emanet elbise gibi sırıtıyor üstümüzde aşk. Aşık, maşuğunu ayın ışığında görür. Maşuk ayı arar.

Ayın ışığı bu gece de çok parlak…

5 yorum:

zihni dedi ki...

İlk sorunuzun (kendimce) cevabı:
"tuzak sevdamız"?
sevdanın adını tuzak ile yan yana getirmek birilerine (belki haklı) öfkenin kışkırtıcılığından olmalı.
sakıncası yoksa, buna "tuzak aşkı" diyebilir miyiz?
çünkü, sevdalar masum ama aşk sabıkalı.
Farkındayım, sorunuzun cevabı olmadı bu ama, sevdaya takıntım var da oondan:)
Bir insan bir başka insanı tuzağa düşürme eyleminin iki önemli nedenlerinden biri, "düşürülmek" istenenin erişilmez ve oldukça donanımlı ve de çekici bulunmasıdır.
Diğer neden ise, tuzakçının tuzakçılık hastalığı ki, bu durumda kişilksiz, donanımsız, kendine güveni olmayan, kurmazlıktan başka beceri geliştirememiş olma özelliklerindendir.
(arkaası yarın)

Zeyno dedi ki...

Yeni bir yazı oluşacak kadar yorum bu. Arkası yarın'ı bekliyorum, komple yayınlarım zahmete girmeden. :)

zihni dedi ki...

Nerde kalmıştık?

ikinci paragrafın cevabı:
"öfkeyle kalkan zararla oturur."
Öfke haklı bir nedene dayanabilir. Öfke asite benzer, İnsanın beyninda kaldığı süre içinde, beyin hücrelerine hasar verebilir. Bu yüzden, insan refleks olarak (ya da doğal refleks diyelim) bu öfke gerilimini nötürleme gereği duyar. Nötürleme girişimi, kişinin genel kültür, ahlak, genel sağlık düzeyi... gibi nedenlrle değişik biçimde dışa yansır.
Ben kişisel olarak, bütün uygar (meşru) yöntemleri denedikten sonra, bütün yollar tükenmişse, öfkeye başvuranlardanım. Öfkemin dozu yine kendi kontrolümde olur büyük oolasılıkla. Öfkemin amacını aşmamasına özen gösterebilirim. Amacım, karşıdakinin "anlak uyuşukluğunu" kamçılamaktır. Ola ki kontrol kaçmak üzereyse, açık alana kendimi atar, özellikle deniz içi ve kenarını tercih ederim.

"Sevda ko(R)kusu"
"R" harfi, ingilizcede "reverse" kelimesinin baş harfidir, şekildeki gibi. Anlamı:ters
"R" harfinin anlamı tersine çevirmesi doğasında var, bu yazıda bir rastlantı olsa da.
Sevdadan korkan, trene binmemeli.

"Sessizlik, bir anlamda derinliğin işareti sayılır. Sen sesizleştiysen, ki, resim de bunu anlatıyor zaten.
Derinlik, olgunluğun altyapı dolgu mazlzemelrinden biri.
"Sesin içinde daha yüksek çıkıyor."
Derinlik, sessizlik anlamına gelmediğinin kanıtı bu.
Aşık olunmadan önce gün ışığında, aşkı yakaladığında ise ay ışığını kovalaması bir tez konusu olabilir.

zihni dedi ki...

Ek,
sessizlik, derinlik anlamına gelebiliyor ama, derinlik geriye işlemeyen yasal haklar gibi, sessizlik sayılmıyor.

Zeyno dedi ki...

Fena yoru yorsun:) . Susu yorum... Ha, susmadan önce öfke konusuna değineyim. Ben, öfkemi hiç kontrol edemem ne yazık ki, gözüm hiçbir şey görmüyor öyle bir durumda. Sanırım biriktirdiğim için olmalı...