O Kendi mi Biliyor


Baş edemediğim duygu silsilesi içindeyim ne zamandır. Baş eğsem, baş edebilecekmişim gibi geliyor. Fakat bunu da kendime yediremiyorum... Hep böyleyim ki ben; baş edemesem de, baş da eğmiyorum. İçimin fıkır fıkır kaynadığı zamanlarda bile gözlerim nemlenir, bu sızan damlacıklarla önlerim taşmayı. Gözümün önünden gitmeyen bu yüz... Evet, başımın ağır ve ağrılı olması bu yüzden!

Gözlerimin yaşarması? Evet, gözlerimin yaş arması oldu hüzün.  Kalbimde apolet gibi taşıdığım aşk. Aşk da, kime? Bırakın, o da bana kalsın... "O kendini biliyor" desem, etrafımda kim olduğunu bilmeyen onca var. Üstüne alınır biri. "O kendini bilmiyor" desem, o da olmaz. Çünkü kendini bu kadar iyi bilen, bu kadar kendinde olan adama hakaret olur... O kendi mi? Biliyor!

Bir haftadır ne zaman sigara yaksam, yol çıkıyor. Batıl itikatlarım hiç yoktur. Önümden kara kedi geçse,  kalbim bozulmaz mesela. Merdiven altından da geçerim, eğer merdivende boyama işiyle uğraşan kimse yoksa. Lakin bu sigara konusunda inanıyorum çünkü hep yola gitmişimdir. Yola gitmek güzel de, yolunda gitmeyen yolu gitmek bazen ne yorucu olur bilseniz.
Bir garip yolcu gibi acıtır insanı. Yoldan çıkmakta olmaz. Yola getirmeli!


Attığım her adım, beni bana götürüyor...


21 yorum:

Ah min'el aşk... dedi ki...

zararlı adımlar, duoud dinle, prozak iç. boşver.

Zeyno dedi ki...

Prozak yerine rakı içsem? :)

Ah min'el aşk... dedi ki...

rakı'nın keyfiyeti için, marika'nın kalkması; marika'nın kalkması içinde babis'in, yorgos'un buzuki çalması gerek, beraber -hüzünbaz çiftetelliler- oynayabilmeyi becerebilmek gerek.

Zeyno dedi ki...

Gönlünün, en çok ruzgar alan efkarlı bir tepesine kurdunmu çilingir sofrasını, ne marika sağ kalır ne de buzukiye ihtiyaç hissedilir, kendi müziğin başlamıştır bile çoktan...

Ah min'el aşk... dedi ki...

marika dirilmeyecekse rakı'nın manası var mıdır? ve hatta, çilingir sofrası ayıp olmaz mı onun üzerine? prozak kafidir belki, ya da her marika'ya benzeyenle yalancı hasretler gidermek... bu ikilemde tüketmekse şu üç günlük ömrü, güldürürken ağlatıyor.

Zeyno dedi ki...

Dirilecektir belki? Yo, benzeri olmaz ne de hasretin yalancısı olur. Suretlerle işimiz yok... İşin aslı bizde.

Ah min'el aşk... dedi ki...

nedir peki işin aslı?

Zeyno dedi ki...

Aşk her şeydir, her şey de aşktır diye düşünüyorsam işin aslı benim. Ah bine'l-Aşk...

Ah min'el aşk... dedi ki...

ne yerdeyim, ne gökte; tam ikisinin arasında... anlamazlar, dinlemezler, küçük görürler, umursamazlar, alay ederler, çünkü bilmezler; ben aşkın ta kendisiyim. kör gözlere nefret duysak, nefret içimizde barınmaz; yine ayırdedemeyiz körü, uyanığı. büyük acılar, göçler, yoksulluklar da çekmiş olsak ne gam; hamlığı bilip, pişmeyi bilipte; nerede duracağımızı kestiremeyip her seferinde yanıyoruz ya; işte odur ah min'el aşk. hakikat bu cümlenin harflerinde kaybolmuş bir gizli sır, bulabilene aşk olsun.

Zeyno dedi ki...

En güzel manayı aşk verir. Aşk bir hiçlikmiş tasavvufta. O hiçlikte hep olmak!... Siz "Ah mine'l-Aşk" olmuşsunuz ben ise "Ah Bine'l-Aşk "tayım...

Ah min'el aşk... dedi ki...

be ya da mim'in arasındaki fark, bıçağın ucu kadar ince ve keskin. geçişler hem kolay, hem acı verici. ne zaman ne haldeyiz, belli değil ki...

Zeyno dedi ki...

Acı verici olduğu konusunda katılıyorum ama kolaylığı konusunda aynı fikirde değilim. Halden "hal"e geçmekten söz ediyoruz yanılmıyorsam? Ayrıca, sizi yorduğum için bağışlayın lutfen!...

Ah min'el aşk... dedi ki...

Hal'den hale geçmek o kadar zor ise, Marika neden bu kadar kolay öldü? Ya da ben, etrafımdaki değişkenliklerle, halet-i ruhiyem arasındaki nüansı unuttum.

Zeyno dedi ki...

Fiziksel ölüm (ki, o bile bazen zorken) ne kadar kolay söylediniz... "Nüans" unutmak doğru bir kelime mi çıkamadım içinden...

Ah min'el aşk... dedi ki...

amaan be zeyno, ne demiştim ilk mesajımda? boşver, ister rakı içerek, ister başka bir şey içerek... boşver, senelerdir kimse güldürmedi yüzümü... insanın en istediği şey olmuyor, alakalı alakasız binbir şey, sen istemeden herşey oluyor. dünya böyle saçma bir yer işte, boşver.

Zeyno dedi ki...

Off yani of. Ben yine de rakıdan yanayım sen ne dersen de. Bırak prozac içmeyi. Marikayı da unut. Dellendim bak farkındasın değil mi!? :))

Ah min'el aşk... dedi ki...

rakı, masumiyet müzesi'nde kemal'in; gegen die wand'da sibel'in yoldaşı... ey ablamın adaşı, gel o vakit; beyoğlu'nda içelim üçer kadeh, ben belki Marika'yı, ya da sen, sana yukarıdaki satırları yazdıran; kendini bilip bilmediği meçhul olan Yorgos'unu anarsın; nihayetinde kendini bilen, ya da bilmeyen Marika'nın ve Yorgos'un şerefine, acısına, hasretine veyahut herhangi bir şeyine; içelim. be'ye ve mim'e içelim. mem ile zin'i analım...

Zeyno dedi ki...

İşte budur Ah min'el aşk... Yeter! Öleceksek ölelim.

http://fizy.com/#s/1afk24

Ah min'el aşk... dedi ki...

hadi vur, kendini şaraba... kedere ve aşka vur...

arkasından bu gelmeli, ilk dubleler fondip edilmiş, ikincilerin ilk yudumunda olmalı...

http://fizy.com/#s/1ojnfq

Zeyno dedi ki...

Yasu........

Ah min'el aşk... dedi ki...

ya mas...