Kendi Kendim(l)e Ben


Selam Zeyno.

En sonunda sana mektup yazmaya karar verdim. Anladım ki, başka türlü ulaşamayacağım sana. Ya ben geç kalıyorum, ya da sen erken gitmiş oluyorsun, şairin dediği gibi...

Yıllarca yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi seninle, biliyorsun. Hayattan kazandığımıza da, kaybettiğimize de ortaktık hep. Bölüştüğümüz keder de, sevinç de eşitti. Aynı duyguya ağladık, günlerce gecelerce ama aynı duyguyla ağlamamışız meğer...

Senden bir süredir haber alamayışım endişelendiriyordu beni. Sorduğum hep buydu. Nerdesin? Kimdesin?... Kimlesin diye sormadım. Farkındasın değil mi? Kimle olmanın bir tehlikesi yok, kimsede değilsen!

Dün, kulaklarını çınlattık biriyle. Eski günlerimiz derken, konuştuk senden. Sen de iyi tanıyorsun aslında onu. Kim olabilir? Bir gün, uzun uzun anlatmıştın ya bana. Adını koyamadığın ama düşünmekten de kendini alıkoyamadığın biri vardı hani. Hatırladın mı? Onu, mutluluğu yüreğinde yasaklamış bir adam diye anlattığın. Adı üstünde ama o mutsuzluğun ölçülerini vermiş hep hayat terazisine. Bu yüzden prova yapmıyor yıllardır hiç. Gözlerinde, eski ama modası geçmeyen günlerden kalma yalnızlığının sade nakışlarını koruyan aşık bakışlı adam. Baktığında, önce kadını arar dediğin adam... İşte o adam, seni anlattı dün gece. Anlatırken "nasıldı" diye soruyorsan, mutluydu...

Giderken son olarak şunu söyledi, "sen, karakuşu tanımamışsın. Kendine gel! Aşkın ne olduğunu sen bilmiyorsun. Karakuş, bunu iyi biliyor... Aşk; yarış değildir. Başa baş değil, başbaşa gelmeye çalışmalı!..."

Ne diyebilirdim ki bu laftan sonra. Doğruydu, seninle ilgili tezi. Ve ben, tez bir kararla sana bu mektubu yazmaya başladım. İşte böyle Zeyno. "Karakuş" mu demeliyim yoksa? Seni benden fazla tanıyabilmiş bu adam, senden ne kadar uzakta ve seni ne kadar az tanımış olduğumu fark ettirdi bana dün gece. Seninle ilgili öyle şeyler söyledi ki, hem gurur duydum, hem de için için kıskandım...


Kimsenin kimsede kalmadığı bir dünyada, kimsenin kimsesi olmak da mümkün değil. Kim olursanız olun, kimse'sizsiniz misali... 

Bir temenniyle mektubuma son veriyorum. Kimsen, o olsun hayatında!

Kendine iyi bak Karakuş...

Geç(me)miş




Başıma çorap ören sevda kuşunun içimde kaybetmediğim o duygu sayesinde başımda şapkaya dönüşmesi, aşkın zaferi değil de nedir? Cem Karaca'nın başından eksik etmediği şapkasını taktım bugün. Kulağımda, bütün şarkıları resmi geçit yaptılar. Geçmişteki günler geçmemiş meğer. Sonrası kahır tabii... Tamirci çırağı olmayan, Zeyno'yu anlayamaz!...


Yeniler yinelendikçe, eskiler yenileniyor...

Sevgili'm Günlük


Az geçeyim seni düşünmekten diyorum, vazgeçiyorum sonra. Ne az geçebiliyorum, ne de vazgeçebiliyorum seni düşünmekten. En karanlık yalnızlığımda bile, göz yordamıyla buluveriyorum hemen bir anıyı. Göz alışkanlığı değil bu, gönül alışkanlığı...



Ne zamandır rüyalarımda görmüyordum seni. Beni özlemediğini düşünüp, üzülüyordum. Çünkü sen, özlediğin zamanlarda rüya olup gelirdin beni görmeye. Yanılmışım! İnsanın yanıldığına sevinmesi, ne güzel bir duyguymuş meğer. Beni özlediğini, merak ettiğini söylediğinin ertesi günü rüyamda seni görmem ispatıdır işte...

Çok kızdığım, kırıldığım günlerde; "bakmana gerek yok gelen postalara. Sana meyilim yok artık" diye avaz avaz susardım. Sustuğum çığlıklardan, sağır olan duvarlarımın dili olsa da konuşamazlar artık!

Küllüklerim, günlüklerimle doldu taştı. Haberin var mı? Silkelediğim her külün, hangi gülün yaprağını yad ettiğini bir bilsen... Okuduğum şiirlerin, her seferinde eskimemiş hatıraları taze eliyor. Dört bir yanım, yara parçası! D'okunulmamış, sözler saklıyorum. Duyarsın ya da duymazsın... Kendine iyi bak ve mutlu ol!

Benim "sevgili günlük" diye başladığım sözü, bir başkası "günlük sevgili" diye bitirir. Unutma!