Tarih Kuşu

Yoruldum artık sana yazmaktan, seni yazmaktan, seni yaşamaktan... Hayat, bütün ağırlığıyla gözlerinde kendini tartarken, bir kuş gibi tünemiştim omzuna ansızın. An sızın olmuştum, olmuştun. Talih kuşun değildim ama tarih kuşundum senin…


Kaç senedir yolun başındayım bilmiyorum ki. Düzgün adım ileri gittiğim günlerin, üzgün adım geri döndüğüm günlerden daha az olduğunu görmekten yoruldum… "Yarın" dediğim her günün, beni düne hazırlayan anlardan yapılmış tuzaklar olduğunu görmekten yoruldum…


Ne kadar şarkı varsa dinledim bu gece. "Senden bana gelsin"" dedim.  Fena geldiler! Üstüme üstüme geldiler.  Bütün cümleler  birbirinin üzerine devrildi …


Ne boyun ne posun, ne kaşın ne de gözün umurumda. Hayata verdiğin pozun ve sözün ilgilendiriyor beni.  Ne kaldı sustuğum? Duyuyor musun?
 
Bu yazıya başladığım tarihle, seninle ilk selamlaşmamızın tarihi aynı. Tesadüf olabilir mi bu? Ve bu tarihten, tam iki yıl 3 gün sonra da ömre bedel ilk karşılaşma… Benden başkasıyla karşılaşma!...

Bak, yine bayram geliyor… “Takvimler bu günü bayram yazıyor” diyeceğiz. Sen, yine sabah ezanıyla yüreğini ağartacak… Ve “bir takvim daha” diyerek yüreğimde artacaksın… 

Çok oldun çok…

0 yorum: