Sen Yak

Şu anda saat 00:26

Bir şişe şarap bitmek üzere. Şarap öncesi rakı balık yaptım Küçükyalı'da. Şerefine kaldırdığım kadehlerin sayısını hatırlamıyorum artık, sen hatırlıyor musun? Sarhoş, "sarhoşum" demezmiş. Ben serhoşum.

İkimizde bu kadar anlam yüklüyken, kelimelere anlam yüklemek için didinip durduk. Harflerle boğuştuk, cümleyle savaştık. Satır aralarında, parantez içlerinde saklandık. Kıssadan aldığımız hisselerle büyüttük içimizde olanı.

"Yarı dalgalı olmamalı, ya durulmalı ya da kudurmalı deniz" dedik. Hançeri kınından çıkardık ama şimdi ne kınına geri sokabiliyor ne de köküne kadar saplayabiliyoruz. Yarı dalgalı deniziz ikimizde. Ve hançeri aynı yere batırıp batırıp geri çekiyoruz. Böylesinin daha çok acıttığını bile bile...

Seni daha az beklemek, daha az özlemek mümkün müydü? Belki mümkündü ama YAPAMAZDIM, duygularıma ihanet edemez, düşlerime kıyamazdım. Kıyamadım da... İyi ki dediğim keşkeye dönmemeliydi, dönmedi.

Seni düşünmek nasıl bir şey biliyor musun? Kimi zaman bir pazar sabahı fırından yeni çıkmış bir ekmeğin kokusunu duymak gibi.

Kimi zaman da yağmurlu ve çok soğuk bir hava düşün, sırılsıklam olmuş ve acıkmışsın. Paran yok ve eve yürümek zorundasın. Hava ayaz, donuyorsun. Bir de hızla geçen bir araba seni çamur içinde bırakıyor. Eve geliyorsun. Sıcacık bir duş, sıcak bir çorba ve battaniyenin altında içilen sımsıcak limonlu bir çay gibi.

Aylarca görmediğin sevdiğinin sana sarılışıyla uyanmak gibi. Ölmek üzere olan bir hastanın, görmek istediği kişi için "o öldü" denmesi gibi.

Son arzusu sigara içmek olan bir mahkumun, son dumanı üflerken yanlış karar indirin denmesi gibi. Gibi gibi gibi gibi...

Son arzum sigara içmek...

0 yorum: