Kırmızı Boncuk




Dün gece içimdeki çocuğa, bir arkadaş geldi. Gözleri ağlamaktan, burnu ise elinin tersiyle silmekten kızarmış, gözlerinden boncuk boncuk hüzün taşan bir çocuk. İçimdeki çocuğun, ona koşup bir sarılması vardı. Tutamadım kendimi, bende ağlamaya başladım. Hallerini bir görmeliydiniz. Sanki yıllardır tanışıyor gibiydiler. Seslendim;
- Beni unutacaksın sanırım yeni arkadaşının yüzünden. 
Kara kara gözlerini açarak yüzüme baktı ve 
- Zeyno, ağaç kökünden ayrı yaşayabilir mi?
O yaşta bir çocuğun edeceği laf mıydı şimdi bu? 
- Başka bir ağaçta şıvgın vermeye başlıyorsun ama. 
Bu kez gözlerini kısarak, sanki biraz da kızarak; 
- Hayır! O; toprağında boy veren yalnızlığını budamamız, düşlerine dadanan böceklerin kökünü kurutmamız için geldi. 
- Peki sonra gidecek mi? 
- Mutlu olursa niye gitsin ki.

Evet, insan mutlu olduğu olduğu yerden niye gitmek istesin ki? Misafir çocuğa baktım. Ne kadar da güzel bir yüzü var. Saçlarına kül yağmış gibi griydi. Gözlerinden ise, sürekli bulut kümeleri geçiyordu. İçimdeki çocuğa;
- Haydi. Al arkadaşını, senin için hazırladığımız oyun parkına götür.
- O ''nereye gitmek isterse oraya'' götürürüm. 
- Bugün asabi misin? Bana mı öyle geliyor?
- Tam tersine, o kadar mutluyum ki.
Misafir çocuğa dönerek;
-Nereye gitmek istiyorsun?
-Hiç gidemediğim yere.
-Zeyno, nerde bu yer, sen biliyor musun?
-Bu yolu birlikte bulacaksınız!


Misafir çocuğun elini bırakıp, koşarak içeri girdi. Misafir çocukla biz öylece kalakaldık. Yanına çömeldim, göz hizasına gelmek için. Ellerini tuttum, 
- Hoş geldin.
Gözlerini hiç kaçırmadı,
- Hoş buldum. 
- Bu arkadaşını seveceksin çünkü o da çok yalnız ve ben onu çok ihmal ediyorum. Birlikte çok iyi zaman geçireceksiniz. Polyanna değildir, her şeyden mutlu olmaz.
- Ben de sevmem Polyanna'yı. 
- Sen kimleri seversin?
- Ninemin anlattığı hikayeleri. 
- Mesela? 
- Nene hatun. 
- Bunlar masal değil ki.
- Ben masal demedim ki  zaten.

Sevmiştim bu tavrını. İçimdeki çocuktan alışkındım zaten. Birbirlerine ne kadar benziyorlar, diye düşündüm. Peki, kimin içinden çıkıp gelmişti bu çocuk? Kimdi sığamadığı kendi diye düşünürken, içimdeki çocuk koşarak geldi yanımıza. Elinde küçük bir kutu vardı. 
- Bak ne getirdim. 
Rengarenk boncuklarla dolu bir kutuydu bu. 
- Bak, kim en çok mutlu eder güldürürse, bu ipe bir boncuk geçireceğiz tamam mı? Ben boynumda taşıyacağım, sende bileğinde. En çok kim ağlarsa yine aynısını yapacağız. Maviler mutlu olduğumuzda, kırmızılar ağladığımızda.
- Nerden aklına geliyor böyle şeyler. 
- Of Zeyno sen karışma. Sen sadece ne yaşıyorsak onu yaz. 
- Ne diyorsun kabul mu? diye sordu misafir çocuğa. 
- Kabul, dedi misafir çocuk. 
- Birbirinize çok iyi bakın, diyerek ayrıldım yanlarından.

Uzun bir süre, seslerini hiç duymadım. Ta ki içimdeki çocuk ağlayarak gelip, bana sarılıncaya kadar. 
- Ne oldu? Yine nerde düştün yaraladın bir tarafını. 
- Düşmedim, sadece düşünce mi koşup geliyorum sana? Gitti! Beni bırakıp gitti.


Boynunda upuzun mavi boncuklarla dizili kolye taşıyordu. Kolyen boyundan büyük diye, gülmeye başladım. Sanırım sinirlerim bozulmuştu, bu yüzden gülüyordum. 
- Niye kırmızısı az bunların? 
- Kırmızıların çoğu onun bileğinde çünkü. 
- Demek ki yanında mutlu olamamış. Hep o seni mutlu etmiş. Gitmesi sence de normal değil mi? 
- Ben onu mutsuz edecek bir şey yapmadım, inan bana! 
- Pekala, söyle bakalım ilk kırmızı boncuğu verdiğinde, ne deyip de ağlattın? 
- Biliyor musun? Ben seni gerçekten çok sevdim, dedim. Gözleri doldu ağlamaya başladı. Bunun üzerine verdim ilk kırmızı boncuğu. 
- Pekala, ilk mavi boncuğu nasıl verdiğini hatırlıyor musun? 
-Göz kırptım.
-Şebeklik yapma! Ciddi sordum. 
-Biz hiç büyümeyelim. Seninle hep çocuk kalalım istiyorum, dedim. Katıla katıla gülmeye başladı. İlk mavi boncuğu da böyle aldı. 
-Gülmekte haklı. Siz hiç büyümeyeceksiniz ki zaten. Üzülme! Geri dönecek. O senden daha mutlu olmuş yanında. Göreceksin geri dönecek ve bir daha hiç gitmeyecek! 
-Nerden biliyorsun dedi, gözlerini kocaman açarak. 
-Mavi boncukların hepsini sana vermiş çünkü…



0 yorum: