Oltayı Bırakma


Bu günde akşam oldu. Yine sensizliğe uzanacağım bir yatak ve düşlerime gömüleceğim bir yastık beni bekliyor. Sen ne alemdesin kimbilir bu saatlerde? Dur tahmin edeyim; denize karşı bir balık lokantasında ufak ufak demleniyorsun. Muhtemelen eski bir plak dönüyor; İspanyol meyhanesi, belki de agora. Bir yandan da yalnızlığın iskelesinde mucizeye attığın oltayı bekliyorsun.

Nasreddin hocanın göle maya çalmasını anımsadım birden. Evet "ya tutarsa"n. Neden olmasın ki. Hayatta her şey bir mucize değil mi? Sürüngen bir tırtılın, hayranlık uyandıran rengarenk kanatlarıyla muhteşem bir kelebeğe dönüşmesi mesela. Başta sevimsiz gibi görünen bir şeyin sonrasında dönüştüğü şahaneliği kim inkar edebilir.


Tırtılın "dünyanın sonu" dediğine, usta "kelebek" der.
Richard Bach


Bu saatlerde hep böyleyim işte. Yokluğunla yaptığım yolculukların yorgunluk molası belki. Dinleniyor muyum? Hayır. Daha çok yoruluyorum hatta. Olsun şikayetim yok, mutluyum bile.

İstersek; hayat bize her istediğimizi verebilecek güce sahip, ya biz istediğimize sahip çıkabilecek kadar güçlü müyüz? Elde etmek için onca uğraşımızı, onca sebebimizi yok sayıp bahanelerimizden aldığımız destekle kaybetmeye hazırız her zaman. Uğruna ne harcadığımızı, ne kadar harcandığımızı umursamadan bir çırpıda elden çıkartıyoruz. Savunmamızın altına da beylik bir laf karalayıp kapatıyoruz dosyayı. "Kazanmak için kaybetmeyi göze almamız gerek" gibi... Yani bir tarafımız kazanırken, diğer yanımız kaybedecek öyle mi? Bir nevi takas yani. Etme!

Sahip çıkmak sahip olmaktan daha zormuş. Evet diyorsan altına imzanı at, hayır diyorsan oltayı bırak...


0 yorum: